IŞİD’İN KAÇIRDIĞI ANNE VE BABANIN AKIBETİ NE?

Hadiya Hussein, IŞİD tarafından Türkiye’ye kaçırılan iki kardeşinin vasiliğini almak için avukat Hilmi Dirican aracılığıyla 2017 yılında Kırşehir Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıştı. Ancak mahkeme duruşmaların ardından “IŞİD’in Ağustos 2014’te Şengal saldırısı sırasında kaçırılan anne ve babalarının ‘hayatta olup olmadıklarının bilinmemesi, nedeniyle” davayı ret etmiş, çocukların Kırşehir çocuk yuvasında kalmaya devam etmelerine hükmetmişti.

Hadiya’nın avukatı Hilmi Dirican yerel mahkemenin verdiği ret kararına Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nde itirazda bulundu. 28’inci Hukuk Dairesi’nde incelenen dosyada karar önceki gün açıklandı. İstinaf, davanın esastan reddine karar verdi. Kararın gerekçesinde, çocuklar A. (9) ve A.’nın (11) halen Kırşehir Fatma Bacı Sevgi evinde kaldıkları, yerel mahkemenin talebi doğrultusunda yapılan testler sonucunda çocukların ablaları Hadiya Hussein ile aynı soy bağından geldiğinin tespit edildiği vurgulandı. Gerekçede, Hadiya Hussein ve kardeşlerinin anne ve babalarının IŞİD’in elinde olduğu, 2014’ten bu yana haber alınamadığı ve akıbetlerinin belli olmadığı bilgisine yer verildi. Kararın devamında, “çocukların şu anda Türkiye’de velayet altında bulunduğu, (Kırşehir Çocuk Yurdu) velayetin anne ve babadan kaldırılmadığı sürece ablalarının vesayetine verilemeyeceği” ifade edildi.

‘TOPLU MEZARLARDA ÖLDÜRÜLDÜLER VE HALEN KAYIPLAR’

Başvurucunun hukuki destek talep etmesi üzerine davaya müdahil olan Av. Reyhan Baydemir, Kırşehir Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 3 Ağustos 2014 tarihinde Irak’ın Şengal kentinde gerçekleşen IŞİD saldırısının Birleşmiş Milletler tarafından “jenosit” (soykırım) olarak tanımlandığına işaret etti. IŞİD tarafından o tarihte kaçırılan kişilerin toplu mezarlarda öldürülmüş ya da halen kayıp olduğuna dair çok sayıda Birleşmiş Milletler raporunun bulunmasına karşın Hadiya Hussein’in vasilik davasının normal bir süreçmiş gibi ele alınması ve taleplerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu söyledi.

‘ÇOCUKLARIN TRAVMASI BİR ÖMÜR BOYU SÜRECEK NİTELİKTE’

Baydemir, “Mevcut DNA raporlarıyla Hadiya Hussein’in çocukların ablası olduğu kesinleştirilmiştir. Çocukların anne-babalarının, Şengal saldırısı sırasında IŞİD tarafından götürüldüklerine dair Irak Birleşik Ninevah İstinaf Mahkemesinin vasilik kararı da mevcuttur” dedi. Baydemir, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinaf aşamasında Irak Mahkemesi’nin kararını dikkate almayarak çocukların anne-babası sağmış gibi hüküm tesis etmesinin hem iç hem de uluslararası hukuka açıkça aykırılık teşkil ettiğini vurguladı. IŞİD saldırısı sırasında tüm aile üyelerinin çocukların gözleri önünde öldürülmesi ya da kaçırılması, kendilerinin Kırşehir’de bulundukları ana kadar IŞİD elinde iken yaşadıkları travmalarının bir ömür boyu sürecek nitelikte olduğuna işaret eden Reyhan Baydemir, “Çocukların bir an önce hayattaki en yakınları olan öz ablalarına teslim edilmeleri gerekirken bunun yapılmaması pek çok açıdan hukuken sorunlu bir durumdur” değerlendirmesinde bulundu.

Avukat Reyhan Baydemir.

‘BELGELER DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NA GÖNDERİLECEK’

Davaya hukuki destek veren Avukat Reyhan Baydemir, Hadiya’nın avukatı Hilmi Dirican ile birlikte vasilik davasına ilişkin izleyecekleri hukuki süreci şöyle aktardı:

“Irak Mahkemesi’nin verdiği vasilik kararının buradaki yerel mahkemelerce tanıma-tenfiz yoluyla tanınması için ivedilikle başvuru yapılacaktır. Böylelikle çocukların mümkün olan en kısa zamanda ablalarına verilmesi gerçekleşmelidir. Bunun dışında yine Irak İstinaf Mahkemesinin kararıyla birlikte Dışişleri Bakanlığına müracaat edilecektir. Tüm bu belirttiğimiz hususların ivedi şekilde sonuçlanmaması durumunda Ankara istinaf mahkemesinin kararının kesin olması sebebiyle 30 günlük süre geçmeden Anayasa Mahkemesine tedbir amaçlı yapılacak bireysel başvuru yoluna da gidilecektir. Olması gereken, çok özel bir durum içeren ve iki küçük çocuğun psikolojik- bedensel-ruhsal sağlıkları ve yüksek yararları için konunun tedbiren ve öncelikli inceleme talebiyle çözülmesi gerekmektedir. Bugüne kadar 3 yıllık zamana yayılan ve telafisi imkânsız zararlar çıkmasına yol açan süreç, mevzuata ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere aykırılık içermektedir.”

 

BM: SADECE 62 KİŞİNİN KİMLİĞİ TESPİT EDİLDİ

Uluslararası hukukçu ve sahada Ezidi soykırımı çalışan Güley Bor ile Hadiya Hussein davasında çocukların vesayetinin verilmemesine gerekçe olarak gösterilen “IŞİD tarafından kaçırılan anne ve babalarının akıbetlerinin bilinmemesi” savını uluslararası hukuk ve bölgede çalışan Birleşmiş Milletler suç araştırma ekibi UNİTAD’ın çalışmalarının ayrıntılarına ilişkin konuştuk. Güley Bor, IŞİD’in Şengal katliamı sonrası Şengal ve çevresinde en az 95 tane, Tel Afar’ın biraz dışındaki sadece bir toplu mezarda ise binlerce cenaze bulunduğunun ifade edildiğini aktardı.

Güley Bor

BM PANDEMİ NEDENİYLE MEZAR KAZMA ÇALIŞMALARINA ARA VERDİ

Güley Bor’un aktardığı bilgiye göre, BMGK tarafından IŞİD’in işlediği soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları teşkil edebilecek fiillere dair delil toplamakla görevlendirilen Soruşturma Ekibi (UNITAD) Mart 2019’da Nadia Murad’ın köyü olan Koço’daki toplu mezarları açmaya başladı. UNITAD’ın BMGK’ya sunduğu Mayıs 2020 tarihli yıllık raporunda Mart 2019’da açılan toplu mezarlardan çıkarılan cenazelerden yalnızca 62’sinin kimliğinin tespit edildiği ve pandemi nedeniyle de toplu mezarlar üzerindeki çalışmaya ara verildi. Dolayısıyla soykırımda hayatını kaybeden binlerce Êzidî’nin cenazesi halen kayıp ve yakın zamanda bulunmaları olası görünmüyor. Güley Bor, kayıp kişi hakkında Irak mahkemelerinden ölüm belgesi almanın ortalama dört yıl sürdüğünü belirterek, “Hâlihazırda yerinden edilmiş kimseler için kurulan kamplarda, çadırlarda yaşamaya mahkûm edilen bir halktan söz ediyoruz, adalete erişimin ne kadar güç olduğu ortada. Bu şartlar altında Hadiya’dan anne babasının öldüğünü ispat etmesinin beklenmesi sadece mantığa aykırı değil, aynı zamanda çok zalimce” değerlendirmesinde bulundu.

10 BİN İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ 3 BİN 500’Ü KAYIP

Ezidi Kültür Vakfı Başkanı Azad Barış ise Hadiya Hussein davasında istinafın verdiği kararın uluslararası hukukun da öngördüğü “çocuğun yüksek yararı ilkesi” ile bağdaşmadığını vurguladı.

Azad Barış, karar ile hem çocukların hem de ailelerinin 2014 yılında maruz kaldıkları “soykırımın” olağanüstü durumunun da göz ardı edildiğini belirterek, “2014 yılında İslam Devletinin Ezidi ana yurduna saldırmasıyla birlikte 21’inci yüzyılın en hazin olaylarından biri yaşanmış, on binin üzerinde insan öldürülmüş ve bir o kadarı da kaçırılmıştır. Bugün itibariyle 3 bin 500’den fazla insanın hâlâ İslam Devletinin elinde olduğu çokça üzerinde konuştuğumuz hususlardan biridir. Yakın tarihin en kanlı soykırımı esnasında İslam Devleti tarafından kaçırılan anne ve babalarının 4-6 yaşlarındaki (bugün 9/11) çocuklarından anne-babalarına dair bilgi ve belge istemek acizliktir, vicdansızlıktır” görüşünü dile getirdi.

Azad Barış

‘ALIKONULANLARIN BİR ÇOĞU ÖLMÜŞ OLABİLİR’

“Alıkonulanların birçoğunun ölmüş olabileceği ve toplu mezarlarda olacağı kanısı her geçen gün daha da kesinlik kazanmaktadır. Hadiya Hussein’in iki küçük kardeşinin kısacık hayat hikâyelerini bu çerçevede ele almak ve ona göre vicdani bir karar vermek gerektiğine inanıyoruz” diyen Azad Barış, “Ayrıca uluslararası anlaşmalara göre savaş halleri, katliamlar ve olağanüstü durumların tanımlarında yer aldığını da biliyoruz. Hem komşu ülkelerde hem de ülkemizde bu kadar vahşice can almış olan bu caniler güruhunun kurbanlarına daha fazla acı çektirmek insanlık adına utanç vericidir. Çocukların bir an evvel ailelerine verilmesi, kültürlerine  geri dönmeleri, inançlarına göre yaşamaları temel bir haktır ve bu hak bütün hukuklardan daha üstün ve kutsaldır. Bu bağlamda Adalet Bakanı ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bütün yetkili mercileri sorumluluk almaya ve bir an evvel karar vermeye çağırıyoruz” diye konuştu.

HADİYA: KARDEŞLERİMLE GÖRÜNTÜLÜ KONUŞMAK İSTİYORUM

Duhok’ta yaşayan Hadiya Hussein ise sorularımızı yanıtlarken, çok çok üzgün olduğunu söyledi. Covid 19 salgını sonrası sınırların kapatılmasıyla beş aydır kardeşlerini görmek için Türkiye’ye gelemediğini belirten Hadiya, kardeşlerini çok özlediğini söyledi, görüntülü iletişim kurmak için Kırşehir Çocuk Yuvası yetkililerinden destek istedi. Hadiya sadece kardeşleri A. ve A.’ya kavuşmak için değil, kaçırıldığında altı yaşında olan oğlu, eşi ve küçük erkek kardeşini bulmak için de çabalıyor. Hadiya, oğlunun her gece rüyasına girdiğini anlatırken, “D.’nin, kardeşimin, annem ve babamın bir gün bulunacağına inanıyorum. Eminim yakında kardeşlerimi alabileceğim. İnanmazsam, umut etmezsem nefes alamam” diyor. Hadiya, IŞİD’in Şengal Katliamı sırasında hamileyken kaçırılmış, iki yıl örgütün elinde kaldıktan sonra “derin internette” kurulan köle pazarında açık arttırmada ailesi tarafından satın alınarak özgürlüğüne kavuşturulmuştu.

Kaynak: Gazete Duvar.